Babası öldü.
Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
(Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım
fazla değil, zira gelirim hep az.)
Hastalandı...
Böbreklerinden.
Vuruldu...
Göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.

Evet...
Mustafa Kemal Atatürk bu.

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o yetimin,
evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folk lorik bir müsamere coşkusundan
ibaret değil çünkü... Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

İşte liste yukarıda.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş... Bunu
anlatın.
Direnen...
Teslim olmayan ruhu anlatın.
 
Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
Korkmasınlar işsizlikten.
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.


Yürek dediğin...
Sadece organ değil arkadaş.
Bunu anlayın!!!

 
AB Uyum yasalari geregince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldiri lma sini protesto ediyoruz! Ulusal bilincimizi yavas yavas yok
etmelerine izin vermek istemiyorsaniz; iletebileceginiz kadar iletin iz!

Izmir kurtulmus, çok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...
Trene binerler ve kompartimana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün kompartimaninin kapisini çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatini
yikamaktadir. Yaveri: 'Pasam bu ne hal, hiç uyumadiniz herhalde; niye böylesiniz', der. 'Çocuk, kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz, kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm,
uyumadim kalktim', der. Yaveri: 'Aman Pasam! Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastikla battaniye getirirdik', der. Ve bir ülke kurtarmaktan
dönen komutan tarihi bir cevap verir:'Geç fark ettim, hepiniz en az benim
kadar yorgundunuz, hiç birinize kiyamadim. Önemli olan benim uyumam degil;
milletimin rahat uyumasi'. ATAMIZ SAYESINDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ KI; HALA UYANAMADIK ?

Radikal / Okuldan İslami holdinglere başörtüsü / Türkiye / BİNNAZ TOPRAK

ABD’de üniversite yıllarımda, dini metinler üzerine seçmeli bir ders almıştım. Dersin hocasının göğsünde, bu olayı her düşündüğümde boyutları daha da büyükmüş gibi hatırladığım kocaman bir haç vardı. Çok çalışmış olmama rağmen dönem sonunda aldığım not düşüktü. Belki de notu hak etmiştim. Ancak şimdi bile, o notun Hıristiyan olmadığım için verildiğine inanıyorum. 

Sembollerin etkisi
O günden bu güne düşüncem değişmedi. Devlet memurlarının dini semboller taşımasının, hizmet alan açısından güvensizliğe yol açtığı kanısındayım. Burada söz konusu olan, bu tür sembolleri taşıyanların ille de taraflı davranacaklarını varsaymak değil. Önemli olan, memurun vereceği kararlara muhatap olan kişilerin algısı. Devlet memurlarının din temelinde ayrımcılık yapmayacaklarının karşı tarafın algısı açısından görünürdeki tek güvencesi, hangi inanca sahip olduklarının, hatta inaçlı olup olmadıklarının bilinmemesi.
Konuyu Türkiye’deki başörtüsü sorununa bağlayacak olursak, devlet memurlarının başörtüsü takmalarının serbest bırakılması hizmet alanlar açısından memuriyetin tarafsızlık algısını zedeleyecektir. Memurluk temel bir hak değildir. Memur olarak işe alınacak kişiler, o görevin gereklerini yerine getirenler arasından seçilir. Laik hukukla yönetilen devletlerde, öngörülen görev tanımları içinde pekâlâ kıyafet yönetmelikleri olabilir, vardır da. 

Tek istihdam kapısı
Bu konuda sıkça dile getirilen itiraz, devlet memuru olamayacaklarsa başörtülü öğrencilere bu hakkı vermenin anlamsızlığı. Eğer memuriyet tek istihdam kapısı olsaydı, bu itiraz doğru olurdu. O takdirde devlet memurluğunu temel bir hak saymak gerekirdi. Oysa memuriyet dışında istihdam olanakları açık. Buradaki sorun sadece devletin tutumuyla ilgili değil. Örneğin, İslami sermayenin holdinglerinde örtülü kadınlar görünür mevkilerde çalıştırılıyor mu? Hatta, nasıl olsa başka yerde iş bulamazlar bahanesiyle çalıştırdıkları kadınlara düşük ücret verildiği iddia edilmekte. İslami sermayenin özel hastaneleri, ticari davalarına bakacak hukuk büroları yok mudur? Buralarda kadın doktor ve avukatlar çalıştırılıyor mu? Bu kesimin televizyonlarında başörtülü kadın spikerler var mı? Yayın organlarında kaç tane başörtülü genel yayın yönetmeni istihdam edilmekte? Holdinglerinde genel müdür ya da müdür yardımcısı konumunda kaç başörtülü kadın var? 

Rüşt yaşı
Küçük yaşta, henüz reşit olmayan çocukların okullarda başlarını örtmelerine izin verilmesi de gündem dışı kalmalı. Çocukların yetiştirilmelerinden aile kadar devlet de sorumludur. Anne-babaların çocukları üzerindeki tasarruflarına her çağdaş devlet müdahale eder. Örneğin, aileleri tarafından kötü muameleye maruz kalan çocuklar aileden alınabiliyor.
Aile itiraz etse bile ilköğretim zorunlu. İlkokul ve liselerde giyim kuşam aile isteklerine göre düzenlenmemiş. Öğrencilerin sınıfa makyajlı, küpeli, şortlu, mini etekli vb kılık kıyafetle gelmeleri yasak. Çoğu okulda üniforma var. Müfredatı aileler düzenlemiyor.
Üniversite öğrencilerine başörtüsü serbestliği konusunda anlaşabilmek için, iktidar ve muhalefetin bu iki konuda sınırları belirlemeleri gerekli.

İkinci testere cinayetinin anatomisi / Türkiye / Radikal İnternet

Neden katillerin bazıları cesedi parçalar? 
Öldürme işlemi başladığında, katil ve kurban ister istemez birbirlerine yaklaşır… Katil üstünlüğünü ispat etmek için kendiyle kurbanı arasında bir mesafe kurmak ister… Cesedi kesme ya da parçalama, cinsel tatminle sonuçlanan bir artarda batırma ve tahrip etme eylemi olduğu kadar, katilin kurbanı üstünde güç ve kontrol kurduğunun da tek delilidir. Katil, “Cesedi yok etmek istedim” diye kendini savunsa da aslında, herkese kurbanının hiçbir değer taşımadığını, birkaç parça şeyden başka hiçbir değeri olmadığını ispatlamıştır. 

2002 kışı 
Soğuk bir şubat gecesinde Eskişehir’in kasabalarından birinde buldum onu. İki çocuğuyla hapisten çıkar çıkmaz Soma’dan bu kasabaya göç etmişti. Adını kime sorsak, duyan yüzümüze biraz daha dikkatli bakıyor, sonra da gönülsüz yolu tarif ediyordu…
Saat 22.00 civarı tek katlı, derme çatma barakanın kapısını çaldık… Kalbim çarpmaya başlamıştı. Bir katille görüşecektim az sonra… Üstelik geldiğimden haberi de yoktu.
Beş yıl önce 11 yıllık karısını öldürmüş (adını hiçbir yerde söylemeyeceğime söz verdim), sonra banyoda parçalara ayırmış, kolları, bacakları ve gövdesini iki ayrı bavulla, yolcu treni vagonuna koyarak Soma’dan Ankara’ya göndermişti. Cesedin trende bulunmasından iki ay sonra yakalanmış, 2 yıl hapis yattıktan sonra da 1999 Genel Affı’yla hapisten çıkmıştı.

Ve kapı açılıyor 
Bütün bu bilgiyle dikiliyordum kapıda. Yaşlı babaanne açtı kapıyı. Evdelerdi… Hem de hepsi… Yaşlı bir dede, babaanne, iki torun ve karısını parçalara ayırarak parçalayan bir baba… Televizyon seyredip, çay içiyorlardı… Bize de ikram ettiler. Çocuklar babalarının iki yanına oturdu. Şaşkındım.Tipik bir Türk ailesiydi işte. Sanki sadece biz biliyorduk olan biteni… Bir saat sonra sapa kasabanın, kamuya açık bir binasındaydık. Kirli, loş bir odada, neredeyse diz dize denecek bir mesafede karşılıklı oturuyorduk. Kameraman, o ve ben… Kayıt başladığı anda anlatmaya başladı. Karısının terk edip gitmelerini, sonra bir şey olmamış gibi dönmelerini, gece kulübünde çalışmak istemesini, onu aşağılamasını, aldatmasını, sabahladığı erkeklerin evlerinden gidip almalarını ve hepsinin alt metninde büyük aşkını…

Kafasını günlerce seyrettim
Saat gece yarısını geçmişti. Son bir şey sormam gerekiyordu. “Neden parçaladın?”
Dedi ki; “Yok olsun istedim. Parça parça, toz olsun… Hiç yaşamamış, ben de onu hiç tanımamış olayım. Günlerce polis bana kafasını ne yaptığımı sordu. Onlara da söylemedim, başka kimseye de. Ama sana söyleyeceğim. Kafasını günlerce buzdolabında tepside sakladım. Akşamları birahaneden eve gelip, buzdolabını açıp saatlerce onu seyrettim. Sonra da Bergama çöplüğüne attım.” 

O akşam, neredeyse inanacaktım ona. Hayatta her şeyin olabilir olduğunu anlattı çünkü. Benim aracılığımla bir televizyon kamerasına hem de… Ama son söylediklerinde anlatması zor, tuhaf bir ışıltı oluştu gözünde. Aniden, bir an parlayıp geçen ve sağlıklı bir insanda olmaması gereken. 

BARDAĞI YERE BIRAKIN BUGÜN DÜŞSÜN !

Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı

Herkesin göreceği bir... şekilde tutuyordu ve ardından sordu :
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?”

'50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'

..diye öğrenceiler yanıtladı.

Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem,” dedi profesör, “ama, benim sorum şu ki :

Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
‘Hiçbirşey' …..diye yanıtladı öğrenciler

Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?' diye sordu profesör bu kez…
Kolunuz ağrımaya başlardı efendim' diye öğrencilerden biri yanıtladı
Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?”
“Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı & batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!”

….. tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler

“Çok iyi.

Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?”

Diye sordu profesör.

‘Hayır‘…. Diye yanıtladı herkes

Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?”

Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.

“Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?”diye tekrar profesör sorar

“Bardağı bırakın düşsün!” diye öğrencilerden biri yanıt verir

“Kesinlikle!”der profesör.

Hayatın problemleri de böyle birşeydir.

Onları kafanda birkaç dakika tutarsın & Bir sorun yokmuş gibi görünür.
Uzun bir süre düşünürsün & Başınız ağrımaya başlar

Daha uzun düşünün & Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.
Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,
Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi).

Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!
Bu yüzden bugün ofisten ayrıldığınızda,
Sevdiklerinize şunu hatırlatın :

Bardağı yere bırakın bugün düşsün...

Rahat uyuyabiliyor musunuz?

Babası öldü.
Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
(Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım
fazla değil, zira gelirim hep az.)
Hastalandı...
Böbreklerinden.
Vuruldu...
Göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.

Evet...
Mustafa Kemal Atatürk bu.

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o yetimin,
evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folk lorik bir müsamere coşkusundan
ibaret değil çünkü... Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

İşte liste yukarıda.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş... Bunu
anlatın.
Direnen...
Teslim olmayan ruhu anlatın.
 
Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
Korkmasınlar işsizlikten.
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.


Yürek dediğin...
Sadece organ değil arkadaş.
Bunu anlayın!!!

 
AB Uyum yasalari geregince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldiri lma sini protesto ediyoruz! Ulusal bilincimizi yavas yavas yok
etmelerine izin vermek istemiyorsaniz; iletebileceginiz kadar iletin iz!

Izmir kurtulmus, çok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...
Trene binerler ve kompartimana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün kompartimaninin kapisini çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatini
yikamaktadir. Yaveri: 'Pasam bu ne hal, hiç uyumadiniz herhalde; niye böylesiniz', der. 'Çocuk, kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz, kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm,
uyumadim kalktim', der. Yaveri: 'Aman Pasam! Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastikla battaniye getirirdik', der. Ve bir ülke kurtarmaktan
dönen komutan tarihi bir cevap verir:'Geç fark ettim, hepiniz en az benim
kadar yorgundunuz, hiç birinize kiyamadim. Önemli olan benim uyumam degil;
milletimin rahat uyumasi'. ATAMIZ SAYESINDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ KI; HALA UYANAMADIK ?

Hepsine bir alkış

——————————————-
Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla kosturup "112′nin numarasi neydi?"
diye bagiran sarisina,
——————————————–
Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kisinin arasina girip ikisine de birer tokat atan ve "Analar kutsaldir, analara küfür etmeyin, o.çocuklari!!" diyen Karadenizli agir abiye,
———————————————-
Annesine kizip,buharli ütünün içine isemeyi akil eden! Annesini buram buram çis kokulariyla isyerine yollayan! Annesi; ancak arkadaslari ”acayip kokuyorsun” dediginde isi çözen anneye ve cocuguna,
———————————————-
Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip yarim saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canim sikilmasin diye televizyon seyreden kisiye
————————————————–
Ailecek televizyon izlerken üst komsu küçük oglunu göndermis. Çocuk anneme ”X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsinlar da, biz de dinleyelim”
Biz de kirmadik, açtik. Ailecek çok iyi niyetli oldugumuzdan, televizyonlari bozuk sandik. Yüksek sesten dolayi bize laf soktuklarini anlamamiz çocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi yasayan aileye,
————————————————–
Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ögretmenimiz Aids’ in açilimini
yapiyor: (A)llaha (I)syaneden (D)eyyuslarin (S)onu… diyen hocaya,
birer alkış istiyorum:)) 
————————————————–
Misafir odasinda baca deligi olmadigi halde "Anne sobayi bu sene misafir odasina kuralim mi?" diyen abime, "Olur, boruyu da k.çina sokariz, camdan çikarirsin, sorun olmaz." diyen anneye 
Ayrıca aşağıdakilerde birer tebriki hakediyor:
 ————————————————–
Aci kaybimiz 
3 ay once ailemize katilan, Necmi ismini verdigimiz kaplumbagamiz dun 
vefat etmis. Aile arasinda sade bir torenle evin arka bahcesine gomduk. 
Hayvancagiz durduk yerde can verdigi icin gidip Necmi’yi aldigimiz 
dukkanin sahibine sebebinin ne olabilecegini sordugumuzda ”Abi onlar 
kis uykusuna yatar” cevabini almis bulunmaktayiz, hepimizin basi 
sagolsun. Bu vicdan azabiyla ben de cok yasamam herhalde. 
————————————————–
Annemin Maceralari 
Shrek’in fragmanlarini gosteren bir televizyon kanalinda, el ele
tutusmus Shrek ve Fiona’yi goren annem, ‘Bunlar Suleyman ve Nazmiye 
Demirel cifti mi?’ diye sordu! Secememis gozleri o mesafeden. 
————————————————–
Alfabe 
Ben de bu yil okula baslayan torunum icin kuvvetli bir moral alkisi 
istiyorum. Daha ikinci gun: ‘orrrtmenim, taa evden buraya tel cizmeye 
mi geldik, hep yumarlak mi yapcaz, harf felan oretmicen mi?’ deme 
cesaretini gosterdigi icin. 
————————————————–
Annem! 
‘Bu taraf bitti.’ diye cD’yi arkasina ceviren ve sonra da ‘cD calar 
calismiyor!’ diye feryat eden anneme alkis az geliyor! 
————————————————–
Modem 
Yemek masamin ustunde duran modeme uzun uzun bakan anneanem ‘Bu ne?’ 
diye sordu. Ben de kolay anlasin diye ‘Hani benim bilgisayarim var ya 
onunla internete giriyorum. İste internete girmek icin o kutu 
zorunlu.’ diye uzun uzun acikladim. Anneannem dinledi beni; ‘Yani 
modem bu’ dedi ve konu kapandi… 
————————————————–
Yaz okulu 
Bir alkis da annesine yaz okulunu kazandigi mujdesini veren universite 
ogrencisine gelsin. Bu yaraticiliga sapka cikartilir.
————————————————–
Beyin gocu 
Tikky oldugu her halinden belli olan kizimiz Besiktas-Taksim 
midibusunde yanindaki arkadasina dert yanmaktadir. ”Şekerim dorduncu 
kez girdim oSS’ye, ama yine kazanamadim, gidicem sonunda Amerika’ya o 
olucak. Boyle boyle beyin gocu oluyor isteeaa!” Sen git, masraflari ben karsiliyorum. 
————————————————–
Alman yazar 
Bir alkis da lisede edebiyat dersinde okudugu siir bitince sinifa 
donup ‘Bu siiri unlu Alman yazar Goethe yazmistir’ diyen hocaya, 
‘Niye, kagit bulamamis mi?’ cevabini veren arkadasa gonderelim.
————————————————–
Duz mantik 
Eger bir sokakta yuruyorsaniz ve caminda ”Bu ev kiraliktir” yazili 
bir evin yanindan gecip birkac adim sonra onune geldiginiz bir baska 
evin caminda ”Bu da” yazisini gorurseniz bilin ki Trabzon’dasiniz. 
————————————————–
İngilizce yazilisi 
Bir alkis da ingilizce sinavinda ‘Nice ……..’ seklindeki boslugu 
‘Nice mutlu yillara!’ seklinde dolduran, dahi mi aptal mi oldugunu 
henuz anlayamadigimiz ogrencime istiyorum. 
————————————————–
Hugo’lar Besledi 
Bir alkis da lisede edebiyat kitabindan bir metni tum sinifa sesli 
olarak okurken V. Hugo’ya ‘Besinci Hugo’ diyen arkadasimiza gelsin. 
————————————————–
Ne zaman? 
Kardesim karne almisti. Fakat bircok zayif notu vardi. Annem, babamla 
beni kenara cekip uyarilari siraliyordu; ‘Sakin cocugun moralini 
bozmayin, sakin kotu bir sey soylemeyin.’ uyarilar ozellikle babama 
yonelikti; ‘Hele de sen, sakin cocugun gururunu kirma.’ Babam daha 
fazla dayanamadi ve sordu; ‘Karne icin ne zaman ozur dileyecegiz?’ 
————————————————–
Havale 
Bankada gisenin onunde islemimin yapilmasini bekliyorum. Yanimdaki 
gisede islem yaptiran yasli teyzeye, islemini yapan kadin soruyor: 
‘Parayi kim alacak teyze? Alicisina ne yazalim?’ Teyzem cevap veriyor: 
‘Bu paranin hayrini gorme İnsallah yazalim.’ 
————————————————–
Lamba 
Dun gece evime giderken yolun tenhaligindan olsa gerek kirmizi isikta 
gectim. Ardindan yurdum polisine alkisi hak ettiricek anons: ‘Bacim o 
gectigin gece lambasi degildi, cek saga.’
————————————————–
Hacim nedir? 
ogretmen bir arkadasimdan naklen; 5. Siniflarin Fen Bilgisi sinavinin 2. 
sorusu: ‘Hacim nedir? Bir ornek vererek aciklayiniz.’ ogrencimizden gelen 
cevap: ‘Hacdan gelenlere hacim denir. ornek: Nasilsin hacim?’

Ipod touch ==>

 

Ayakkabı Hikayesi

OKULDAN çıktım. Telefonum çaldı, açtım bir arkadaşımdı. İki sözcük döküldü ağzından… Tutamadım dökülüverdi, ağzından tam yüreğime; bir yarayı deşer gibi, kırar gibi tüm kemiklerini, tırnaklarını söker gibi, canını en çok ne acıtırsa işte onun gibi… İki sözcük.
Koştum… Koştum, ne kadar bilmiyorum. O vakitler yaşadığım kasabanın bir ucundan bir ucuna işte… Zaten oldum olası koşamam ya nefesim kesildi, yandı ciğerlerim. Sahi nefesim kesildi diye mi yandı ciğerlerim? Eve vardım, açtım televizyonu, gördüm. Koşarsam ben, çabucak varırsam eve; değişir sanmıştım. Değişmemiş işte… 
İşte şimdi yüreğim kaldırımın ortasında yatıyor. İşte kan sızan şimdi benim o eğilmeyen başım. İşte onlar benim o yırtık ayakkabılarım. İşte onlar bu halkın yırtık ayakkabıları. Öfkeyi işleyen en derinimize. Unutulmayacak olan, acıyla öfkeyle hatırlanacak olan…
Ve iki buçuk yıl sonra acım ve öfkem hiç eksilmemişken, ben ayakkabılarımı bir kez daha gördüm televizyonda, bu kez bu halkın çakma ayakkabıları, ağızlarından köpükler saçarak konuşan o adamların her konuştuklarında daha fazla kan ve daha fazla para isteyen o adamların suratında patlıyordu.
O ayakkabılar Hrant’ın, Selçuk’un, Ankara’da soğuktan çatlamış yumruklarını sıkan işçilerin, İstanbul’da parababalarını yakacak yangının habercisi itfaiye işçilerinin, on iki yaşında on üç kurşunla öldürülen Uğur Kaymaz’ın, bilirkişilerin öldürüldüğünü bilmezden geldikleri Ceylan’ın, sokak ortasında bir mafya artığının kurşunuyla ölen yoldaşım Sinan Kayış’ın, bu ülkenin farklı dilleriyle birbirine ‘kardeşimsin’ diyen çocuklarının, benim, senin…
Benim o çakma ayakkabılarım, bu halkın çakma ayakkabıları hani umudu yeşerten en derinimizde, öfkeyi dönüştüren umuda. Unutulmayacak olan, her fırsatta tekrarlanacak olan, Hrant’ı ve Deniz’i ve Mahir’i ve bütün o onurlu arkadaşlarımızı yattıkları yerden kaldıracak olan çakma ayakkabılar BirGün bir dirilişe ayak uyduracak…
EKİN KARA


Ipod touch ==>

BEŞ GENELKURMAY BAŞKANI NİÇİN ERGENEKON İLE SUÇLANIYOR? / Taner Baykara

TÜRK ORDUSUNA KİMLER DÜŞMAN?
KİMLER ABD'NİN HİZMETİNDE?

1991'den günümüze siyasi ve askeri alanda yaşanan gelişmelerin
açığa çıkmamış yönlerini aşağıda ibretle okuyacak, ülkemiz
üzerinde oynanan oyunları öğreneceksiniz.

Lütfen bu yazıyı yakınlarınızla paylasın ve onların
bilgilenmelerini sağlayın.

Özellikle genç kuşakların bilgi sahibi olmaları çok önemli.

Bu yazıyı okuyunca bu ülkeye neden daha fazla sahip çıkmamız
gerektiğini anlıyoruz.

5 Genelkurmay Başkanı niçin Ergenekonla suçlanıyor?

Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısı ile
başladı. ABD, Bağdat'a yürümedi, Irak'ın kuzeyinde bir Kürt
isyanı kışkırttı. Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine
geçmesini önleyerek buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı.

ABD'nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak'ta bir Kukla Kürt Devleti
kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek.
Kukla Devleti Türkiye'nin güneydoğusu, Suriye'nin doğusu ve
İran'ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek Büyük
Kürdistan'ı, yani İkinci İsrail'i kurmak. Yani : Büyük Ortadoğu
Projesi (Tayyip ve Gül'ün eş başkanları olduğu proje; Bush'un
deyimiyle "Haçlı Seferi")

Türkiye'deki bütün hükümetler, İncirlik'e yerleşen Çekiç
Güç'ün görev süresini uzatarak ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt
oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular. ("ABD Ordusu ile
mükemmel işbirliği!!!)
İşte Türk Ordusu bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden
Türkiye'nin bölünmesi tehlikesini ve tehdidini algılayınca, ABD
ile cephe cepheye geldiğini anladı.

İLK OLAY: TORUMTAY'IN İSTİFASI

Özal'ın kuzeyden Irak'a girme emrini uygulamamak için Genelkurmay
Başkanı Org. Necip Torumtay istifa etti. Böylece, Türk Ordusu,
Amerikancı planlarda rol almayacağının ve direneceğinin ilk
işaretini vermiş oldu. O andan itibaren Türk Ordusuna karşı
Ergenekon tertibi planlanmaya başlandı. Amerikan planlarına engel
olan komutanlar, Ergenekon çeteciliği ile suçlanacaktı.

ÖZEL HARP DAİRESİ SORGULANIYOR

Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi ABD
güdümünde idi, ama Sovyetler yıkıldığı için oradan gelen
tehlike ortadan kalkmıştı. Şimdi ise tehdit, Kuzey Irak'taki ABD
varlığından geliyordu. Dolayısıyla, ABD güdümünde olan Özel
Harp Dairesi, ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için
kullanılamazdı.

Geçmişteki Kontrgerilla eleştirileri de Ordu'da rahatsızlık
yaratmıştı. Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, Özel Harp
Dairesi'ni yeniden örgütleme ve adını Özel Kuvvetler
Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirme çözümünü uyguladı. Yıl
1991.

ÖKK'nın bölücü terörü hedef alması ve Kuzey Irak'taki Kukla
Devlete karşı tavır alması, ABD denetiminden kurtulma sürecinin
başlangıcıydı. Tugay düzeyindeki birlik, tümen düzeyine
çıkarıldı. ÖKK, Kuzey Irak'ta ABD ile karşı karşıya geldi ve
ABD tehdidine karşı uyanışın öncüsü oldu. Ankara'da ÖKK için
yeni bir yerleşim yerinde yönetim ve eğitim tesisi yapımına
başlandı. ABD bundan son derece
rahatsız oldu, ajanları vasıtasıyla Askeri Savcılığa ÖKK tesis
inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla dava açtırdı ve
ÖKK'nın yapılandırılmasını uzun süre felce uğrattı.

ORG. EŞREF BİTLİS'İN ŞEHİT EDİLMESİ

ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devleti pekiştirme planlarını bozan
bir planı uygulamakta olan Org. Bitlis, Amerikan Çekiç Güç
Helikopterlerinin PKK'ya silah ve malzeme attığını saptadı ve
raporlarında bunu belirtti.

Orgeneral Eşref Bitlis işte, Jandarma Genel Komutanı olarak,
Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini
hedef aldığını gördüğü; bu tehlikeyi önlemek için tedbirler
aldığı ve ülke savunmasına yönelik bir strateji geliştirdiği
için Amerika tarafından hedefe konuldu.

Org. Bitlis, helikopterle Kuzey Irak'a giderken, bu seyahat Amerika'ya
haber verilmiş olduğu halde, iki Amerikan jeti yakın uçuş yaparak
saldıkları yoğun egzost gazı ile helikopteri oksijensiz bırakıp
motorunu durdurarak düşürme denemesi yapmışlarsa da, usta
pilotumuz ani dalış manevrası ile bu suikastı boşa
çıkarmıştı. Bu suikasttan
hemen sonra Amerikalılara saldırdıkları helikopterde orgeneralimiz
olduğu tekrar bildirilmesine rağmen iki Amerikan jeti saldırıyı
tekrarlamışlar fakat usta pilotumuz olaya tekrar hakim olabilmişti.

İkinci teşebbüs başarılı oldu. CIA tarihinin en önemli suikastı
17 Şubat 1993 günü gerçekleşti. Uçağına yapılan sabotaj
sonucunda Org. Bitlis şehit edildi.

ÇELİK HAREKATI

Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan Org. İsmail Hakkı
Karadayı döneminde Eşref Bitlis Planı uygulandı, Kuzey Irak'a
Çelik Harekatı yapıldı. 35 bin Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a
girdi.

Kuzey Irak'a giren ordumuz, ABD'nin egemenlik alanına girmiş oldu.
Çünkü o bölge ABD ordusunun işgali altındaydı. ABD'nin Foreign
Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint Forces
Quarterly gibi yarı resmi organları. "Türk komutanları hizadan
çıktı",
"Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor" gibi görüşlere yer
vermeye başladılar.

GAZİ OLAYLARI

Çelik Harekatı öncesinde CIA'nın Moskova İstasyon Şefi, CNN
televizyonundan, "Türkiye'nin karışacağını", daha doğrusu
Amerika'nın Türkiye'yi karıştıracağını tüm dünyaya şöyle
ilan etti: "Önümüzdeki önemde dünyanın en çok karışacak
ülkesi Türkiye'dir.. . Şu anda Türkiye, gizli servislerin
gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir."

Gazi Mahallesi tertibinden birkaç gün önce de, ABD Dışişleri
Bakan Yardımcısı Holbruk (Holbrooke), Türkiye'nin Kuzey Irak
sınırında yaptığı yığınağa dur demek için tertip
yapacaklarını şöyle ilan etti:
"Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz. Önümüzdeki günlerde
terör olaylarının artma ihtimali var. Oraya yapacağınız bir
harekatta dikkatli olmanızı tavsiye ederim"
CIA Şefinin ve Holbruk'un haber verdiği gibi,12 Mart 1995 gecesi
İstanbul'da Gazi Mahallesi tertibi düzenlendi. Ancak Türk Ordusu bu
tehdidi önemsemedi ve Çelik Harekatı yapıldı.

KONTRGERİLLA (GLADYO) POLİS İÇİNE KAYDIRILIYOR

NATO tarafından NATO üyesi ülkelerde o ülkeleri komünizmden
korumak için kurulan Kontrgerilla (diğer adları Gladyo ve SÜPER
NATO) örgütleri, İtalyan Savcının tesbit ettiği gibi, esasında
CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki
hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarını önlemekti.
Türkiye'de Özel Harp Dairesi işte bu kontrgerilla ile irtibatlı idi
ama artık Sovyetler yıkıldığı
için komünizm tehdidi kalmamış, aksine tehdit Kuzey Irak'taki ABD
varlığından gelmeye başlamıştı. Dolayısıyla, ABD güdümünde
olan Özel Harp Dairesi, ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için
kullanılamazdı . Bu açmazdan kurtulmak için 1991 yılında Özel
Harp Dairesi'nin Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK)'ye
dönüştürülmesi aslında bir millileştirmeydi. ABD bu kuruluştan
dışlanıyor ve kuruluş,
hedefini komünizme karşı mücadele yerine Kuzey Irak'tan yöneltilen
tehdide karşı mücadele olarak belirliyordu.
Bunun üzerine, ABD, "Kontrgerilla yapılanmasında Türk ordusunun
yerine polisi koyabilir miyiz" denemesine girişti ve Türkiye'deki
operasyon merkezini polisin içine kaydırdı. 1973'den beri
İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen "İslamcı Cunta", artık
"Fethullahçı Gladyo" olarak Kontrgerilla içinde ordudan boşalan
yeri alıyordu. Fethullahçı Gladyonun ilk büyük tertibi, işte bu
1995 Gazi Olaylarıdır.

1996 EYLÜL HAREKATI

ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak'ın kuzeyinde 7,500 "CIA
peşmergesi"nden oluşan bir askeri güç örgütlemişti.

Eylül 1996'da, Eşref Bitlis Planı gereğince, Barzani, Türk
Genelkurmayının yönlendirmesi ile Saddam yönetimi ile işbirliği
yaparak CIA peşmergelerini dağıttı. 200'e yakın ölü veren CIA
peşmergeleri, ABD tarafından Guam Adası'na taşındı. ABD
kaynakları, bu harekatı "ABD'nin Vietnam'dan sonraki en büyük
yenilgisi" olarak
değerlendirdiler.
Bu harekattan 20 gün önce, bir Tuğgeneral, iki Albayın önünde,
Aydınlık Dergisi'ne bir demeç vererek, Eşref Bitlis'in uçağının
ABD'ye bağlı "Çiller Özel Örgütü"ndeki Gladyo görevlilerinin
düşürdüğünü açıkladı.

Aydınlık, 25 Ağustos 1996 günkü sayısında bu haberi yayımladı.
Türk Ordusu, Çelik Harekatı'nı Başbakan Çiller'e haber vermeden
gerçekleştirmiş ti. Çünkü ABD vatandaşı Çiller'in ABD'ye
örgütsel bağlılığı İşçi Partisi tarafından açıklanmıştı
ve TSK tarafından biliniyordu.

28 ŞUBAT

28 Şubat harekatının en önemli başarısı, Fethullah Hocaya
indirdiği darbe oldu. Fethullah Hoca kaçıp ABD'ye yerleşti. Mayıs
1977 YAŞ toplantısında 160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle
ordudan atılması başbakan Erbakan'a dayatıldı.

Bu uygulama, ordu içindeki Gladyo'yu, yani ABD görevlilerini
temizlemek anlamına geliyordu. Çünkü artık Kontrgerilla,
Fethullahçı Gladyo idi. 28 Şubat kadrosu içinde ABD'nin Truva Atı
olan Çevik Bir de, 1998 sonrasında tasfiye edildi. Bu sayede Haçlı
İrtica, 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.

KONTRGERİLLA, GENELKURMAY KARARGAHINDAN ÇIKARILDI

1994-1998 arasında Genelkurmay Başkanı olan Org. Karadayı, ABD ve
NATO yuvalanmasını, yani Kontrgerillayı Genelkurmay Karargahından
çıkardı.

Özel Kuvvetlerin milli amaçlar için kullanılmasına yönelik
önlemleri geliştirdi. Özel Harp subaylarımızın Çin'in Uygur
bölgesinde ve Çeçenistan'da kullanılmasına engel oldu.

ABD ORDUSU TÜRKİYE'Yİ İŞGAL TATBİKATI YAPIYOR: MILLENIUM
CHALLENGE 2002

1998 yılında Genelkurmay Başkanı olan Org. Kıvrıkoğlu, ABD'nin
bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu açık bir dille
belirtti. Kıvrıkoğlu, Vaşington ziyaretini iptal etti ve NATO
döneminde ABD'yi ziyaret etmeyen ilk Genelkurmay Başkanı olarak
tarihe geçti. Kıvrıkoğlu, "28 Şubat'ı BİN YILLIK MÜCADELE
AZMİYLE sürdürmeye
kararlıyız" dedi. Yani ABD tehdidine karşı bin yıl da sürse
direnilecekti. Mesajı alan ABD, aynı kelimeleri kullanarak cevap
verdi: BİN YILIN MEYDAN OKUMASI: MILLENIUM CHALLENGE 2002

Ve bu isim altında 24 Temmuz 2002'de Nevada Çölü'nde Türkiye'yi
işgal tatbikatı yaptı. Bu, ABD tarihinin en büyük askeri
tatbikatı idi.

ABD'nin en önemli yarı resmi ajansı ASSOCIATED PRESS, tatbikatın
Türkiye'yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu yazdı. Deprem
(bir karışıklık kastediliyor) sonrası ordu yönetime el koyuyordu.
Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri ülkenin güneyindeki adayı
(Kıbrıs) kuşatıyor ve 96 saat içinde hedef ülkeyi işgal
ediyordu. Türk ordusunun saldırıya karşı hazırlanma müddeti olan
96 saat seçilerek, hedef ülkenin Türkiye olduğu adeta gözlere
batırılıyordu

ABDULLAH GÜL, AMERİKA İLE GİZLİ HİZMET SÖZLEŞMESİ YAPIYOR

Dışişleri Bakanlığı Koltuğunu işgal eden A. Gül, 2 Nisan 2003
günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik
bir gizli anlaşma yaptığını itiraf etti, haber Vatan Gazetesi'nde
yayımlandı. Bu haberde Gül, anlaşma içeriğini
açıklayamayacağını, gizli olduğunu söyledi. 13 Temmuz 2003
günü, Doğu Perinçek, bu gizli anlaşmanın maddelerini
açıkladı. Birinci madde: "Türk askeri ve Özel Kuvvetler 4 ay
içinde aşamalı olarak Kuzey Irak'tan çekilecek" şeklindeydi.

ÇUVAL OLAYI

A. Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay sonra, ABD ordusu,
Türk askerinin başına çuval geçirdi. Çuval geçirme eylemi, gizli
anlaşmanın uygulanması için bir ihtardı.

Tayyip'in "Müzik notası" vecizesi, anlaşmanın uygulanması
gerektiğine ilişkin orduya yönelik bir açıklamaydı. "Biz anlaşma
yaptık, Kuzey Irak'tan çık artık" diyordu Tayyip Türk Ordusuna.

ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in, Çuval Olayından sonra, Başbakanlık
koltuğunu işgal eden Tayyip'e gönderdiği mektupta şöyle
deniyordu: "TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin bilginiz
haricinde eylemler yapmaktadır" Rumsfeld, çuvalı Tayyip'in değil,
Türk Ordusunun başına geçirdiklerini böyle veciz bir şekilde
anlatmış oluyordu.

Milli devlet ve Kemalizm karşıyı pervasız açıklamalar yapan,
"Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının artık geçersiz
olduğu" açıklamaları yaparak Orduyu zehirleyen Org. Hilmi Özkök,
böylece, tarihe "başına çuval geçirilen komutan" olarak
kaydedildi. Ve böylece, Ergenekoncu olarak suçlanmaktan kurtuldu.

ERGENEKON TERTİBİ AÇIĞA ÇIKIYOR

Başına çuval geçirilmesine ve Kuzey Irak'tan çıkarılmasına
rağmen akıllanmayarak sınır ötesi harekatta ısrar eden Türk
Ordusu'na karşı, Org. Torumtay zamanından beri hazırlana gelmekte
olan tertip artık açığa çıkarılmalıydı. ABD'ye direnen 5
Genelkurmay Başkanı ve milli kuvvetler "Ergenekon çetesi" olarak
suçlanacaktı.

Suçlama belgeleri esasında çoktan hazırdı, ama Org. Özkök
"Ergenekoncu" olmadığından, onun görev süresince tertip uykuya
yatırılmıştı.

Hatırlayalım:
Tertibin uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt'a
karşı Şemdinli tertibi idi. O tertipte Org. Büyükanıt çete
kurmakla suçlanmış ancak tertip bozguna uğramıştı.

(Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla, Yeni Şafak gazetesinde
yayımlanan 30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında "
'Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon, çok
kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan, 'devleti yapılandırma'
amaçlı bir örgüt" demektedir. Koru yazısında, 24 sayfa olduğunu
söylediği bu dokümanın sonunda yazanın adının bulunduğunu da
belirtmekteydi. )

Şimdi daha büyük ve kapsamlı bir tertip yapılmalıydı. İşte o
tertip, günümüzde devam eden Ergenekon / Agarta Davasıdır. ABD'nin
hazırladığı sivil darbe ile iktidara gelen AKP, Büyük Ortadoğu
Projesi kapsamında ABD'ye sorunsuz olarak eş başkanlık yapabilmek
için, başta ABD'ye direnen Türk Ordusu olmak üzere milli kuvvetleri
saf dışı etmeliydi. Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar
yıldırılacak ve 1991 öncesinde olduğu gibi ABD ile uyumlu olarak
görev yapmaları sağlanacaktı.

Yani, AB kriteri olarak dayatıldığı gibi, ordu "sivil otoriteye"
tabi olacak, kendisine Atatürk tarafında verilmiş olan "ulusal
bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma" görevini unutacaktı.

++++++++++++

Not:

"AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi" itirazı yapacak olanlara
bir açıklama:

1.CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation' un yayın organlarında ve
ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda mealen şöyle
deniyordu: "ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye'yi kontrol
edemez, Fazilet Partisi'nin başına yenilikçi kanadın geçmesi,
Tayyip Erdoğan'ın Başbakan, Abdullah Gül'ün de Dışişleri
Bakanı olması halinde ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya devam
edebilir."

2.Bu raporları okuyan İşçi Partisi ve Aydınlık Dergisi,
halkımıza bu planı haber verdi.
(Muhakkak ki diğer partiler de bu yayınları okumuşlardı, ama
onların halkımızı bilinçlendirmek gibi bir sorunları yoktu)

3.Aydınlık Dergisi 20 Ekim 1996 tarihli sayısında kapaktan haberi
verdi: "Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz: Abramowitz, Tayyip'i
Erbakan'ın yerine hazırlıyor" Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3
Kasım 2002 seçimlerinden 6 yıl önce, Aydınlık Dergisi ve İşçi
Partisi, Amerika'nın bu seçimi yaptığını halkımıza duyurdu.

4.Cumhuriyet Gazetesi 16 Şubat 1997 Leyla Tavşanoğlu'nun İşçi
Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile söyleşisi: Perinçek:
"ABD, Tayyip Erdoğan'ı Başbakan, Abdullah Gül'ü de Dışişleri
Bakanı yapacak. CIA'nın yan kuruluşlarından Rand Corporation' un
yayın organında da bu yazıldı." Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3
Kasım 2002 seçimlerinden 5 yıl 8 ay önce, Perinçek, Cumhuriyet
Gazetesi kanalıyla da, bu gerçeği halkımıza duyurdu.

5.Görülüyor ki, ABD seçmiş, hazırlamış, önümüze koymuş,
seçtirmiş. Şimdi kim "Bunları ben seçtim" diyebilir? Menderes'in
"Odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm" sözlerini ABD iyice
not etmiş olmalı ki, istediğini el hak seçtiriyor.

Ipod touch ==>

Atatürk ve İhtiyar Kadın.

Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine.
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir duralayıp;
- Neden sordun ki, dedi. Buraların sağabı mısın? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden
gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği,
atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana
bilet aldı trene bindirdi, kalktım Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâvur
harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden
ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün
demeyip mıhtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldı Angaraya,
giceleyin
geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan
oraya vurup duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi
istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.
Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm. Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
-'Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin.
Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.

Neresi Orası?

Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır. Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve karısına e-mail atmaya karar verir. Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir....
Mail farklı bir yerde farklı bir bayana gider. tam bu sırada kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır. Odaya giren annesi, yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür..
 
 
Kime : Sevgili karıma
Konu : Yeni ulaştım.
Tarh : 16 Mayıs 2004
Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım.seninde kayıtların hazır. Her şey yarın senin buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin.
Not : Burası çok sıcak.