Herkes mi Issız?

Çağan Irmak yine yaptı yapacağını. Vizyona girişinin üstünden iki ay geçmiş olmasına rağmen hala gündemimizden silemedik Issız Adam'ı. Bunda filmin bulunduğum ilçeye geç gelmesinin de etkisi var tabi ama yapıtın kalitesini de yabana atmamak lazım.
Peki neden sevdik bu kadar ıssız adamı, neden bu kadar tuttu?
Benim fikrimi sorarsanız bu film Çağan Irmak'ın içinde yaşadığı toplumu ne kadar iyi tanıdığının, ne kadar başarılı analizlerde bulunduğunun bir göstergesidir. Ve bu başarılı analiz sayesinde kurgulanan kahramanlar bizden bişeyler içerirken, anlatılan hikaye de hayatımızdan kesitler taşıyordu.
Yapılan film belki bire bir aşk hikayesi değildi. Aksak yönleri, kopukluklar, gariplikler vardı ama zaten o kadar kısıtlı sürede de bir aşkı anlatmak oldukça zor. Zaten filmi izledikçe, sahneler gözümüzün önünden aktıkça kendimizi hikayenin içine koyduk hepimiz. Ya bi Ada olduk, yada Alper.. Sorgulamadık "böyle aşk mı olur?" "Bu kadar çabuk mu?" "Bu kadar kolay mı?" diye. Çünkü biz biliyorduk aslında hikayeyi. Biz biliyorduk kendi hayatımızı. Eksik noktalarda neler olduğunu, olayın işleme şeklini ezbere biliyorduk.
Hep hayatımızın aşkını arayıp durmuş, her soluk almak için durakladığımız yerde eksilmiş, her konakladığımız noktada bir parçamızı unutmuştuk. Terkedilmiş, üzülmüştük fakat bunların nasıl bir his olduğunu bilmezmiş gibi inadına terketmiş ve üzmüştükte. Terkediyorduk çünkü ulaşılmaz gördüğümüz kişinin bir müddet sonra bizim kollarımızda olması derinden bir sıkıntı yaratıyordu içimizde. Karamsardık genelde. Sadece bilet almayı akıl edebilmiştik biz, hiç düşünmemiştik ikramiyeyi kazanınca ne yapacağımızı. Bu yüzden de işler iyiye gitmeye başladığında hep korkmuş, özümüzdeki hayvanı engelleyemeyip çevremize-sevdiklerimize saldırmıştık sürekli bir heyecanla.
Günümüz tüketim toplumunda var olmanın gereği olarak önümüze gelen herşeyi yok etmiştik. Tüketmekten korktuklarımızdan ise kaçmıştık. İşte bunu bildiğim için çok rahat anlamıştım Alper'in veda sözlerini. Ada'da anlamıştı kabul etmek istemesede. Sinema çıkışında kızarmış gözlü bayanları ve başı öne eğik erkek arkadaşları gördüğümde ise iyice emin oldum ki "Biz bi tüketim toplumuyduk" ve herkes bunun farkındaydı. Uzun yürüyen ilişkiler istisna yürütememek ise Issızlıkla sonuçlanan doğal bir vakaydı. Tüm bu aptalca ayrılıklar sonrasında ise en büyük umudumuz belki de korkumuz eski bir dostumun söylediği cümlelerle dile geliyordu hem yazımda hem filmimizde "Hangi koşullar altında olur bilinmez ama kader yollarımızı elbet kesiştirir bir gün."
Biz hep karşımızdakini çok sevdik ve ayrılığı sevdaya dahil bişey olarak görüp "Kader" deyip geçtik. Ama bize öğretilenler yalandı. Çünkü kendini sevmekle başlardı herşey.. Kendini sevmeyen başkasını sevemez, layık görmezdi mutluluğa kendini..