Radikal / Okuldan İslami holdinglere başörtüsü / Türkiye / BİNNAZ TOPRAK

ABD’de üniversite yıllarımda, dini metinler üzerine seçmeli bir ders almıştım. Dersin hocasının göğsünde, bu olayı her düşündüğümde boyutları daha da büyükmüş gibi hatırladığım kocaman bir haç vardı. Çok çalışmış olmama rağmen dönem sonunda aldığım not düşüktü. Belki de notu hak etmiştim. Ancak şimdi bile, o notun Hıristiyan olmadığım için verildiğine inanıyorum. 

Sembollerin etkisi
O günden bu güne düşüncem değişmedi. Devlet memurlarının dini semboller taşımasının, hizmet alan açısından güvensizliğe yol açtığı kanısındayım. Burada söz konusu olan, bu tür sembolleri taşıyanların ille de taraflı davranacaklarını varsaymak değil. Önemli olan, memurun vereceği kararlara muhatap olan kişilerin algısı. Devlet memurlarının din temelinde ayrımcılık yapmayacaklarının karşı tarafın algısı açısından görünürdeki tek güvencesi, hangi inanca sahip olduklarının, hatta inaçlı olup olmadıklarının bilinmemesi.
Konuyu Türkiye’deki başörtüsü sorununa bağlayacak olursak, devlet memurlarının başörtüsü takmalarının serbest bırakılması hizmet alanlar açısından memuriyetin tarafsızlık algısını zedeleyecektir. Memurluk temel bir hak değildir. Memur olarak işe alınacak kişiler, o görevin gereklerini yerine getirenler arasından seçilir. Laik hukukla yönetilen devletlerde, öngörülen görev tanımları içinde pekâlâ kıyafet yönetmelikleri olabilir, vardır da. 

Tek istihdam kapısı
Bu konuda sıkça dile getirilen itiraz, devlet memuru olamayacaklarsa başörtülü öğrencilere bu hakkı vermenin anlamsızlığı. Eğer memuriyet tek istihdam kapısı olsaydı, bu itiraz doğru olurdu. O takdirde devlet memurluğunu temel bir hak saymak gerekirdi. Oysa memuriyet dışında istihdam olanakları açık. Buradaki sorun sadece devletin tutumuyla ilgili değil. Örneğin, İslami sermayenin holdinglerinde örtülü kadınlar görünür mevkilerde çalıştırılıyor mu? Hatta, nasıl olsa başka yerde iş bulamazlar bahanesiyle çalıştırdıkları kadınlara düşük ücret verildiği iddia edilmekte. İslami sermayenin özel hastaneleri, ticari davalarına bakacak hukuk büroları yok mudur? Buralarda kadın doktor ve avukatlar çalıştırılıyor mu? Bu kesimin televizyonlarında başörtülü kadın spikerler var mı? Yayın organlarında kaç tane başörtülü genel yayın yönetmeni istihdam edilmekte? Holdinglerinde genel müdür ya da müdür yardımcısı konumunda kaç başörtülü kadın var? 

Rüşt yaşı
Küçük yaşta, henüz reşit olmayan çocukların okullarda başlarını örtmelerine izin verilmesi de gündem dışı kalmalı. Çocukların yetiştirilmelerinden aile kadar devlet de sorumludur. Anne-babaların çocukları üzerindeki tasarruflarına her çağdaş devlet müdahale eder. Örneğin, aileleri tarafından kötü muameleye maruz kalan çocuklar aileden alınabiliyor.
Aile itiraz etse bile ilköğretim zorunlu. İlkokul ve liselerde giyim kuşam aile isteklerine göre düzenlenmemiş. Öğrencilerin sınıfa makyajlı, küpeli, şortlu, mini etekli vb kılık kıyafetle gelmeleri yasak. Çoğu okulda üniforma var. Müfredatı aileler düzenlemiyor.
Üniversite öğrencilerine başörtüsü serbestliği konusunda anlaşabilmek için, iktidar ve muhalefetin bu iki konuda sınırları belirlemeleri gerekli.

İkinci testere cinayetinin anatomisi / Türkiye / Radikal İnternet

Neden katillerin bazıları cesedi parçalar? 
Öldürme işlemi başladığında, katil ve kurban ister istemez birbirlerine yaklaşır… Katil üstünlüğünü ispat etmek için kendiyle kurbanı arasında bir mesafe kurmak ister… Cesedi kesme ya da parçalama, cinsel tatminle sonuçlanan bir artarda batırma ve tahrip etme eylemi olduğu kadar, katilin kurbanı üstünde güç ve kontrol kurduğunun da tek delilidir. Katil, “Cesedi yok etmek istedim” diye kendini savunsa da aslında, herkese kurbanının hiçbir değer taşımadığını, birkaç parça şeyden başka hiçbir değeri olmadığını ispatlamıştır. 

2002 kışı 
Soğuk bir şubat gecesinde Eskişehir’in kasabalarından birinde buldum onu. İki çocuğuyla hapisten çıkar çıkmaz Soma’dan bu kasabaya göç etmişti. Adını kime sorsak, duyan yüzümüze biraz daha dikkatli bakıyor, sonra da gönülsüz yolu tarif ediyordu…
Saat 22.00 civarı tek katlı, derme çatma barakanın kapısını çaldık… Kalbim çarpmaya başlamıştı. Bir katille görüşecektim az sonra… Üstelik geldiğimden haberi de yoktu.
Beş yıl önce 11 yıllık karısını öldürmüş (adını hiçbir yerde söylemeyeceğime söz verdim), sonra banyoda parçalara ayırmış, kolları, bacakları ve gövdesini iki ayrı bavulla, yolcu treni vagonuna koyarak Soma’dan Ankara’ya göndermişti. Cesedin trende bulunmasından iki ay sonra yakalanmış, 2 yıl hapis yattıktan sonra da 1999 Genel Affı’yla hapisten çıkmıştı.

Ve kapı açılıyor 
Bütün bu bilgiyle dikiliyordum kapıda. Yaşlı babaanne açtı kapıyı. Evdelerdi… Hem de hepsi… Yaşlı bir dede, babaanne, iki torun ve karısını parçalara ayırarak parçalayan bir baba… Televizyon seyredip, çay içiyorlardı… Bize de ikram ettiler. Çocuklar babalarının iki yanına oturdu. Şaşkındım.Tipik bir Türk ailesiydi işte. Sanki sadece biz biliyorduk olan biteni… Bir saat sonra sapa kasabanın, kamuya açık bir binasındaydık. Kirli, loş bir odada, neredeyse diz dize denecek bir mesafede karşılıklı oturuyorduk. Kameraman, o ve ben… Kayıt başladığı anda anlatmaya başladı. Karısının terk edip gitmelerini, sonra bir şey olmamış gibi dönmelerini, gece kulübünde çalışmak istemesini, onu aşağılamasını, aldatmasını, sabahladığı erkeklerin evlerinden gidip almalarını ve hepsinin alt metninde büyük aşkını…

Kafasını günlerce seyrettim
Saat gece yarısını geçmişti. Son bir şey sormam gerekiyordu. “Neden parçaladın?”
Dedi ki; “Yok olsun istedim. Parça parça, toz olsun… Hiç yaşamamış, ben de onu hiç tanımamış olayım. Günlerce polis bana kafasını ne yaptığımı sordu. Onlara da söylemedim, başka kimseye de. Ama sana söyleyeceğim. Kafasını günlerce buzdolabında tepside sakladım. Akşamları birahaneden eve gelip, buzdolabını açıp saatlerce onu seyrettim. Sonra da Bergama çöplüğüne attım.” 

O akşam, neredeyse inanacaktım ona. Hayatta her şeyin olabilir olduğunu anlattı çünkü. Benim aracılığımla bir televizyon kamerasına hem de… Ama son söylediklerinde anlatması zor, tuhaf bir ışıltı oluştu gözünde. Aniden, bir an parlayıp geçen ve sağlıklı bir insanda olmaması gereken.